Gainesville'den Dallas'a Fatma

"İş ve okul ortamında ufak tefek insani dramalar her yerde olduğu gibi bu ülkede de var tabi ki. Üniversite çevreleri genellikle göçmenlerden oluştuğu için kendimi yabancı hissetmedim. Cinsiyetçilik ve ırkçılık toplumun bilinçaltından tamamen silinmiş diyemem ama ayrımcılılık karşıtı yasaların olmasıyla bu konuda bizden çok daha ilerde olduklarını söyleyebilirim."

"Orta Anadolu’nun ayazında doğup büyüdükten sonra güneyli oldum"

Kimsin, nesin? Nerede, ne zamandan beri yaşarsın? Neyle iştigal edersin?

İsmim Fatma Ayhan. 2010'da doktora eğitimim için Florida’nın Gainesville isimli şirin üniversite şehrine taşınmıştım. Geçen yıl doktoramı tamamladıktan sonra Dallas’a taşındım. Şimdi de Texas Üniversitesi’nin tıp merkezinde doktora sonrası araştırmacı olarak çalışıyorum. Orta Anadolu’nun ayazında doğup büyüdükten sonra güneyli oldum gitti, önce Florida, şimdi de Texas. Doktora tezim sınır sistemini etkileyen genetik hastalıklar odaklıydı, şimdiki yeni projem daha temel bilim, insan beyninin evrimi hakkında.

"Amerika’daki yüksek öğrenimin olmazsa olmazı sosyal ama yüzeysel bir yığın aktivite"

Yolun gurbete düştüğünde ilk olarak neler hissettin? Yeni bir ülkede olmanın duygu durumu sende nasıl karşılık buldu?
 

Ahh, uzun zaman olmuş yolum buralara düşeli… Buraya taşındığım ilk yıl hayat biraz uzatmalı turistlik bir gezi gibiydi. Gainesville çok yeşil, hep parlak, hep güneşli, sokakta mutlu mutlu koşan insanların olduğu bir yer.

Zaten gelince hemen okula başladığım için Amerikalı ya da başka ülkelerden bir sürü sınıf arkadaşım olmuştu. Amerika’daki yüksek öğrenimin olmazsa olmazı sosyal ama yüzeysel bir yığın aktivite. Her ne kadar onca yıl İngilizce öğrenmiş olsak da günlük hayat içinde akıcı konuşabilmek ve yabancı bir dilde kendin olabilmek zordu. O yüzden çok gülümseyen biri olmuştum, cümle kurmaya üşendiğim bu ilk zamanlar (Editör bilir ben aslında az gülümseyen, bayağı ciddi görünümlü bir insandım). Bu dil durumunun dışında, sanırım lisansı çok Amerikanvari bir okulda okuduğumuz için olsa gerek genel üniversite hayatı çok farklı ya da alışılması zor gelmedi.

"Moralim bozulduğunda kendimle annem ve babamın benle konuştukları gibi konuştuğum çok oldu"

İşin sevdiklerinden uzak olma kısmı var tabi ki. Ankara’da okurken biraz moralim bozuksa otobüse atlayıp Kayseri’ye ailemin yanına kaçardım bir günlük de olsa. Burada öyle bir şansım olmayınca moralim bozulduğunda kendimle annem ve babamın benle konuştukları gibi konuştuğum çok oldu. Neyse ki iletişim teknolojileri çok gelişti de uzaklar yakın olabiliyor.

"Genel olarak bilim çok 'humbling' bir deneyim"



Ülke değişikliğinin çalışma hayatına yansımaları neler oldu? İş ortamının uyum sağlamana (veyahut da sağlayamamana :) stres yok, hangimiz en zayıf halka gibi hissetmeden bir ömür sürebiliyor ki?) etkisini nasıl deneyimledin?

Tabi ki iş ve okul ortamına uyum sağlamak önemli ve bazen de zor bir süreç. Biyolojik bilimlerde doktora ise başlı başına bir dönüşüm oldu benim için. Doğruya doğru hepimiz doktoraya böyle bir havalarla başlıyoruz, iyi okullardan mezun olmuşuz, genelde hep başarılı bir öğrencilik hayatı. İşte şimdi de bilim yapacağız, neler neler keşfedeceğiz falan. Sadece Türk öğrenciler için demiyorum bunu, Amerikalılar da öyle. Tabi ki bu naif heyecan kötü bir şey değil hatta bayağı sevimli. Genel olarak bilim çok “humbling” bir deneyim (“humbling”in Türkçe karşılığı ne olur? mütevazılaştırıcı?). 

Buradaki doktora eğitiminin genel ilkesi öğrenciye balık tutmayı öğretmek olduğundan genelde projemle baş başaydım. Kendini ne kadar akıllı zannedersen zannet, işin teorisini bil, verilerin hipotezini genellikle desteklemiyor, sonra hadi bakalım sil baştan. Başlangıçtaki sevimli ve çok bilmiş heyecan yerini tekrar tekrar yaşanan dumurlara ve doktoranın hiç bitmeyeceği hissine bıraktı bir süre sonra. Bilimdeki belirsizliğini kabul edip, kendimi biyolojinin büyülü dünyası karşısında çok ciddiye almaktan vazgeçince hayatım çok kolaylaştı. Ve sonradan bilimin bu burnumuzu sürttüren yanını çok sevdim.

"Üniversite çevreleri genellikle göçmenlerden oluştuğu için kendimi yabancı hissetmedim"

İş ve okul ortamında ufak tefek insani dramalar her yerde olduğu gibi bu ülkede de var tabi ki. Üniversite çevreleri genellikle göçmenlerden oluştuğu için kendimi yabancı hissetmedim. Cinsiyetçilik ve ırkçılık toplumun bilinçaltından tamamen silinmiş diyemem ama ayrımcılılık karşıtı yasaların olmasıyla bu konuda bizden çok daha ilerde olduklarını söyleyebilirim.

"Buradaki hayatım, içinde yüzde yüz kendim olabildiğim bir yere dönüştü"



Arkadaş edinmek ve kendi sosyal çevreni kurmak ne kadar kolay (ya da zor) oldu? Kendi background'un, kişiliğin ve bulunduğun yer bu denklemde nereye oturuyor?

Başlangıçta insanlarla tanışmak zor olmadı. Ama bahsettiğim gibi gerçek bir yakınlıktan uzak, benim için daha çok turistlik bir gözlemden ibaretti bu tanışıklıklar. Bu biraz boş beleş turistlik hali geçtikten sonra buradaki ikinci yılımda olayın ciddiyetini fark ettim. Ben buraya bayağı bayağı taşınmıştım hatta doktora gibi yıllar sürecek bir uğraş için. Yani gelirken biliyordum neden geldiğimi ama bazen bilmekle olayın gerçekliğini kavramak ayrı şeyler olabiliyor. Ben durumun gerçekliğini anlayıp, turist gibi davranmaktan vazgeçtikten sonra zamanla yüzeysel arkadaşlıklar daha az sayıda dostlara bıraktı yerini. Buradaki hayatım güzel dostlar ve gurbetteki üçüncü yılımda tanıştığım eşimle, içinde yüzde yüz kendim olabildiğim bir yere dönüştü. Bu yıl taşındık, şimdi yeniden başlıyoruz beraber ama ülke değiştirmedik en azından.

"Gurbetteki Türkleri tanımak Türkiye’yi de daha yakından tanımak oldu benim için"


Türkiyeli diğer expat'lerle iletişiyor musun? "Hiç çekemem, benden uzak olsun"cu musun, yoksa "bazen beni sadece bir Çorumlu anlayabilir"ci mi?
 

İkisi de değil, arada bir yerlerdeyim galiba. Evet bazen sadece bir Çorumlunun anlayabileceği durumlar yok değil ☺ İnsan kendi dilini, sadece bir Çorumlunun yapabileceği esprileri falan özlüyor zaman zaman. Ama tabi ki Türkiyeli olmak bir yakınlık kurmak için yeterli de değil. Gainesville’de oldukça büyük ve keyifli bir Türk öğrenci nüfusu vardı. İçlerinde çok yakın olduklarım da oldu sadece kalabalık gruplar içinde karşılaştıklarım da. Aslında gurbetteki Türkleri tanımak Türkiye’yi de daha yakından tanımak oldu benim için. Türkiye’deyken hep kendi çemberimde yaşamışım, benzer dünya görüşündeki insanlarla sohbet etmişim daha çok. Gurbette farklı kesimlerden gelen Türkiyelilerle karşılaşmak, onların hayata nerden baktıklarını gözlememek önemli bir deneyimdi.

“'Kız başına' diye bir konsept yok, cinsiyetiniz ve cinsel kimliğiniz sadece biriyle cilveleşiyorsanız önemli"

Gurbetle sıla karşılaştırması yapacak olsan? Kültür olur, iş etiği olur; hangi bakımdan karşılaştırmak istersen...

Öncelikle disclaimer: Her ne kadar bu durumdan çok memnun olmasam da gözlemlerim genelde belli bir çemberin içiyle sınırlı. Bir toplumu sadece akademik çevre etrafında yaşayarak tanımak mümkün değil elbette.

Genel olarak daha az mahalle başkısı, daha çok bireysellik, iş ve okul hayatında daha fazla saygı var. “Kız başına” diye bir konsept yok, cinsiyetiniz ve cinsel kimliğiniz sadece biriyle cilveleşiyorsanız önemli.

"Abartılı bir mutluluk hali var Amerikan gençliğinde"


Herkes çok planlı. Sosyal hayat, eğlence var ama hafta başından planlanıyor. Zaten yerleşim dağınık olduğu için evden çıkarken nereye gideceğimi planlamam gerekiyor, şöyle bir yürüyüp karar vereyim olmuyor. Bir de abartılı bir mutluluk hali var Amerikan gençliğinde (Sözüm meclisten dışarı tabi, Mike gibi istisnalar yok değil ☺). “Eee hayat bu, bazen de üzülürüz” gibi bir kabulleniş yok. Herkes çok eğleniyor, çok üretken ve her şey hep çok “cool”. Trump seçildikten sonra memleket meselelerine kafa yorar oldular ama haklarını vereyim.

"Amerikan rüyası bayağı acımasız, meslekler kimliklerin en önemli parçası olmuş"

Amerikan rüyası bayağı acımasız, herkes işini ciddiye almak zorunda, meslekler kimliklerin en önemli parçası olmuş. Sağlık ve eğitim sadece parası olanlar için var. Sağlık sisteminde bir adım atılmıştı ama şimdi yine başa dönülüyor gibi. Üniversiteler paralı, üniversite mezunu birçok gencin binlerce dolar kredi borcu var. Zaten bir çoğu lise yıllarından itibaren yarı zamanlı çalışıyor. Önceki nesiller kapitalizmi bayağı kanıksamış olsa da, bizim kuşağın (Y kuşağı) geçen yıl Bernie Sanders’ı desteklemesi umut verici.


Gurbetteyken TR'de olup bitenlere nasıl bir mesafede duruyorsun? Ülke gündeminin kendi hayatına yansımaları neler oluyor?

Sanırım Gezi olayları bu konuda bir dönüm noktası oldu. O Haziran ayında hepimiz Türkiye’ye kilitlendik. Gezi sonrasından bu güne kadar yaşananları takip etmemek ya da olanlara kayıtsız kalmak mümkün değil elbette. Bazen yıllardır uzaklarda olduğum için yorum yapmak bana düşmüyor gibi geliyor, hariçten gazel okumak gibi.

"Her yolculuk kendine özgü"



Diğer expat'lere ya da adaylarına, "ben ettim sen etme" ya da "sen de yap güzel oluyor" yollu önerilerin?

Her yolculuk kendine özgü o yüzden yeni expat adaylarına bol şans diliyorum sadece.



Başka bir çift söz? (teklif var, ısrar yok)

#AçlıkGrevlerineSesVer

* * *

Eğer siz de yurtdışında yaşayan bir Türkiyeliyseniz, şu bağlantıda bulacağınız soruları yanıtlayıp bana (omer.ottesen@gmail.com) gönderebilirsiniz!

Facebook'ta takipte kalmak isterseniz: Gurbet Veri Bankası

(Fatma'dan önce) Kimler geldi, kimler geçti?

Kobe'den Damla: Damlaya Damlaya Japonya

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Evlilik nasıl gidiyor?

Uppsala'dan Fulden

Onlar expat de biz gurbette miyiz?